GDO(Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) Gerçeği
GDO nedir?
Bir canlının gen diziliminin değiştirilmesi ya da ona kendi doğasında bulunmayan bambaşka bir karakter kazandırılması yoluyla elde edilen canlı organizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar”, kısaca GDO adı veriliyor.
Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeeşit kesme,yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanıyor. Aktarılacak gen önce bulunduğucanlının DNA sından kesilerek çıkarılıyor.Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor.
Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO’lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates,balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor.
İnsanlık bugün doğal çeşitliliğe zarar vererek tür zenginliğinin yok olmasına yol açan GDO ların çeşitli yollardan yayılarak yeni Frankeştaynlar yaratma tehlikesiyle karşı karşıya.
Neden GDO ya Hayır.
Canlılar üzerinde yapılan bu değişiklikler; canlı sağlığı,biyolojik çeşitlilik,ekolojik dengenin bozulması,ekonomik bağımlılık,canıların yaşam hakkının elinden alınması ve canlılar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması açısından önemli tehdit ve riskler taşımaktadır.
Yaşam bütündür ve canlı organizmalar (maikroorganizmalar,bitkiler,hayvanlar ve insanlar), milyonlarca yıl boyunca değişerek bu güne geldiler. İnsanlığın da yaşamsal ihtiyaçlarının kaynağı olan bu zenginlik, dengeli bir alış-veriş ve ekolojik bütünün her bir unsuru (tüm canlılar, toprak,su,güneş,ay,hava vs.) ile etkileşimiçinde gelişerek çeşitlendi.
Bu değişim, doğal olmayan yollarla ,sadece belli noktalarda hızlandırılsa ne olur?
GDO’ların Tehdit ve Riskleri
Biyolojik Çeşitlilik, Tarımsal Biyoçeşitlilik ve Doğal Dengeye Etkileri
Yerel türler tehdit altında.Yaşam bir bütündür ve gen halkalarındaki en küçük bir değişiklik beslenme zinciri yoluyla bütündeki diğer parçaları da etkiler.
Sonuçta insan, hayvan,bitki,mikroorganizmalarda yapılan herbir değişiklik bütünün bir diğer parçası olan tarımsal biyoçeşitliliği, yani sağlıklı beslenmenin temeli olan gıda çeşitliliğine etkileyecektir.
Hastalık ve diğer zararlılara karşı dayanıklı olması için genleriyle oynanmış bir buğday türünün belki verimi yüksektir ama, bir hastalık ya da zararlı sayesinde o türün yok olması ve dünyada artık başka bir buğday yetiştirilmediği için buğday ırkının tamamen ortadan kalkması gibi bir felaketi beraberinde getirebilir.
Modern tarım yüzünden zaten çeşitliler çok azlmış durumdadır.Asya’da mevcut 140 bin çeşitten sadece 6 sı ekili toprakların %70 ini kaplıyor. Azalan çeşitler ise tamamen GDO tehdidi altındadır. Çünkü GDO ların aktarılmış genleri çevresinde geleneksel yöntemle üretilmiş ürünlere geçebilmektedir. Arılar, kuşlar, böceklerve rüzgar gibi tozlaşmayı sağlayan etkenler GDO lu polenleri komşu tarlaya taşıyor ve oradaki üründe de genetik değişikliğe yol açıyor. “GEN KAÇIŞI” adı verilen bu bulaşma sonucu yaşamın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyan bitkiler tek tipleşmekte ve doğal çeşitlilik azalmaktadır. Milyonlarca yılda oluşan türler 5-10 senede yok olmaktadır.

Birkez gen aktarımı başlatılınca genetiği değişmiş ürünün, genetiği değişmemiş
ürünlere bulaşması -ileriki nesillere de aktarılacağından- önlenemez hale gelmektedir.
Yararlı böcekler yok oluyor. Zararlı böceklere karşı dayanıklı olmalarını sağlamak için bazı bitkilere aktarılan toksin (zehir ) karakterli genler o böcekleri yiyen yaralı böcek türlerinin de yok olmasına neden oluyor.
(Toksin karakterli BT(Bacillus thuringiensis)geni aktarılmış bir bitkiyi yiyen bir böcekle beslenen Uğur böceği (gelin böceği) gibi yararlı böceklerin ölüm oranının arttığı ve gelişmelerinin geciktiği saptandı-Hagedorn 1998)
Bir risk ise toksinin etkin olduğu böcek türleri bu toksine zamanla dayanıklılık kazanıyor olması.(ABD de bt genli pamuk ekili alanlarının bir kısmında, pamuk koza kurdunun etkili olarak kontrol edilemediği gözlendi-Alam 1999)
Yabacı otlara dayanıklı genlerin aktarıldığı bitkilerin diğer canlılar ( uğur böceği) üzerinde öldürücü etki yaptığı gözlendi ( Steinbrecher,1996)
Böceklere ve yabancı otlara dayanıklılık geni aktarılmış bitkiler, zamanla o böcekler ve yabancı otlarda dayanımı arttırdığı için çok daha fazla tarım ilacı kullanılmasına yol açabiliyor. Yabani otlara karşı dayanıklılık geni aktarılmış bir bitkinin değiştirilmiş genleri rüzgar, kuş, böcek,arı vs. gibi etkenlerle başka bitkilere bulaşıyor ve bu geni almış yabancı otlar savaşılması güç bir şekilde çoğalıyorlar.
Ayrıca yabani ot ilacına dayanıklı genler aktarılmış bir ürünün yetiştiği tarlaya ertesi yıl farklı bir ürün ekildiğinde, tarlada kalan geçen yılın GDO lu ürünü yeni ürün için yabancı ottur. Ancak eski GDO lu yabani otlara dayanıklı olduğundan çiftçi için büyük sorun yaratıyor ve yeni ürüne şans tanımıyor, onunla mücadele etmek imkansızlaşıyor.
(Yabancı otlara doğru gen kaçışı nın kolza ve pancarda belirginleşmesi Fransa Tarımsal Araştırmalar Ulusal Enstitüsü’nün (INRA) yabani otlara dayanıklı tüm kolza varyetelerini stoktan çıkarmasına neden oldu.)

İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ
GDO lu bitkiler yüksek allerji riski taşıyor. Allerjenler, genetik mühendisliği yoluyla bireylerin güvenli olduğunu düşündükleri için tüketmekte sakınca görmedikleri besinlere de aktarılabiliyor. Bu durumda birey allerjeni taşıdığını bilmediği besini tüketerek kendini riske atabiliyor.
(11 Aralık 2003′te Rusya’da bir gurup bilim adamı son üç yıl içerisinde allerji belirtisi gösteren hastaların sayısında 3 kat artış olduğunu ve bunun altında yatan nedenin Genetiği Değişmiş Ürünler’in (GDÜ) tüketimi olabileceğini açıkladılar.-Traavik ve Smith, 2004)
Toksik (zehirleyici ) Etkiler
Araştırmalar GDO lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar,viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.
(1980 lerin sonunda bir Japon firması triptofan adlı bir aminoasidi bir bakteriye ürettirerek besin takviyesi olarak ABD de satışa sundu.Aylar içinde ürünü kullanan kişilerde sinir sistemini etkileyen, kas ağrıları ve kandaki bazı hücrelerin sayısında artış ile seyreden eozinofili-miyalji sendromu ortaya çıktı. Bu sorunları yaşayan 155 kişide kalıcı hasar meydana geldi,37 hasta yaşamını yitirdi.Mayeno ve Gleich,1994 . Yapılan inceleme sonucu genetiği değiştirilmiş bakterideki artmış triptofan üretiminin toksik bir yan ürün oluşumuna yol açtığı ve sendromun toksik madde nedeniyle ortaya çıktığı anlaşıldı.)
Antibiyotiğe Karşı Dayanıklılık Oluşturması
GDO ların üretimi sırasında belirteç gen olarak kullanılan antibiyotik direnç genlerinin en büyük tehlikesi, ortamda bulunan bakteriler aracılığı ile yayılması.
Bakteriler arasında doğal yollarla gen alışverişi yapıldığı biliniyor.Antibiyotik direnç genlerinin hastalık yapan mikroorganizmalar geçişi, bu bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların kontrol altına alınmasımı güçleştiriyor. Bu tür ürünleri tüketen canlının sindirim sisteminde bulunan bakterilerin, o ürünün yapısında bulunan antibiyotik direnç genini alması mümkün.
Bt nin ( Bacillus thuringiensis) etkileri
Tarımda uzun zamandır böcek öldürücü olarak kullanılan Bt spreyi toprakta parçalanıyor. Ayrıca tüketilen ürün yıkanarak Bt spreyinden arındırılabiliyor. Ancak Bt geni aktarılmış ürünlerde Bt toksininin parçalanması ya da ürünün yıkanarak temizlenmesi söz konusu değil. Bu durumda Bt toksini bütün etkisini ürün tüketilene kadar, hatta belki de tüketildikten sonra da sürdürüyor.
Bt geni aktarılmış ürünlerin tüketiminde bireyin maruz kaldığı Bt toksini miktarı Bt spreyindekinin 10-100 katı.
Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler Bt toksininin memelilerde aktif olduğunu, sindirim sisteminde parçalanmadığını, bağırsaklarda bağlanabildiğini ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor.
( Filipinlerdeki bir Bt mısır ekim alanının yakınında yaşayan köy halkında solunum yolu, sindirim sistemi, cilt reaksiyonları ve ateşle seyreden hastalığın, mısırın polen saçtığı dönemde ortaya çıktığı fark edildi. Bu bireylerin kan örneklerinde Bt toksinine karşı antikorlar saptandı-Travik ,2004)
Sağlıksız Hayvanlar ve Hayvansal Ürünler
Örneğin süt verimini arttırmak için ineklere GDÜ lü ürünler veriliyor. Bu hayvanların sağlıkları bozuluyor.Meme enfeksiyonları, rahim, sindirim sistemi bozuklukları, yumurtalık kistleri görülüyor. Gebelik oranı düşüyor.Antibiyotik kullanma sıklığı artıyor.
Bilim insanları ayrıca iki tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor; durgun virüsleri yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar!…
HANGİ ÜRÜNLER GDO LU OLABİLİR?
Pek çok GDO lu ürün var;
Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya.
Bunların dışında çalışmaların devam ettiği ürünler var;
Muz, ahududu, çilke, kiraz,ananas, biber, kavun, karpuz, kanola.
Üretimi sırasında GDO kullanılmış pek çok ürün var,
Mısır ve soya genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarında bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO lu olma riski var.
*Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta,glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor.
Örneğin,;
Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor.
* Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda bileşen veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700′ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900′ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO’lu olma riski bulunuyor.
Türkiye’de Denetim Yok!
GDO lu tohum yasaklanmış olsa da bu tip ürünlerin ithalatının kontrolü yok ve girişler sadece beyana dayalı…
Gen aktarılmış ürün yetiştiriciliği yasak, Bakanlık kontrollü olarak bazı sahalarda GDO lu bitki yetiştiriciliği yapıyor.
GDO içeren ürünlerin Türkiye’ye ithali serbest.
Türkiye’de GDO içeren ürünleri satılma riski çok yüksek. Çünkü bu konuda yasal düzenleme yok. Riski en yüksek olan ürünler içeriğinde mısır ve soyadan elde edilen yan ürünleri içerenler. Çünkü Türkiye mısır ve soya ithalatının büyük bölümünü, en büyük GDO lu mısır ve soya üreticileri olan ABD ve Arjantin’den alıyor.
GIDA SEÇİMİNDE NELERE DİKKAT ETMELİ?
Ürünleri dış görünüşünden anlamaya imkan yok. Bu nedenle riski azaltmak gerek.
• Yukarıdaki “Hangi ürün GDO lu olabilir ?” bölümünü iyi okuyun. Böylecerisk gruplarını tespit edersiniz.
• Organik ürünler yemeye dikkat edin.Bu ürünlerin üretiminde ekolojik sertifikalı tohumluk kullanılır. Her organik veya ekolojik denen ürüne itibar etmeyin.Mutlaka sertifikasını görmek isteyin. Alışveriş yaptığınız marketlerde organik ürün talep edin.
• Gıdaları mevsiminde tüketin. Mevsimi dışında yetiştirilen sebze ve meyveler için doğal olmayan zorlama yöntemler kullanılmaktadır. Doğal yöntemlerin kullanılmadığı seralarda çok fazla tarım ilacı kullanıldığını da unutmayın.
• Gıdalarınızı yerel olanlardan seçin.ABD veya Arjantin gibi dünyada en çok GDo üreten ülkelerden gelen ürünlerin GDO lu olma riski yüksek. Ülkemizde üretilee ve kaynağını bildiğimiz ürünler tüketerek yerel çeşitlerin korunmasına da katkıdabulunun. Ayrıca dünyanın farklı bölgelerinden gelen ürünlerin ulaştırılması için harcanan yakıtın yarattığı kirliliği unutmayın.

Gıdanızın Kontrolü İçin Ne Yapabilirisiniz?
1. Bilgi edinme hakkınızı kullanın.Günlük olarak en çok tükettiğiniz gıdaların, şüphe duyduğunuz tohum ve yemlerin listesini çıkararak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri kanalıyla bu gıdaların GDO lu olup olmadığını sorabilirisniz.
Bilgi Edinme Yasası’na göre yetkililer size 15 gün içerisinde konuyla ilgili bilgi vermek zorundalar. Başvuruyu yapan şahıslar www.adalet.gov.tr/gercek.doc , tüzel kişiliklerse www.adalet.gov.te/tuzel.doc adresindeki başvuru formunu kullanabilir.
2. Alışverişlerde mağazaların dilek şikayet kutularına malların üzerine GDO lu olup olmadığını belirten uyarılar konmasını talep edin.Gıda firma tüketici servisinden de bunu talep edin. Bütün bunlar kamuoyu yaratmanıza sebep olur. Israrlı talebiniz gündem ve arz yaratır.
3. Şüphe duyduğunuz ürünlerde bizzat Ankara İl Kontrol Laboratuvarı’na ( 0 312 315 00 89 ) analiz ettirebilirsiniz. Ancak analizler ücret mukabili yapılıyor.
4. GDO ya Hayır Platformu’nun “YAŞAM PATENTLENEMEZ” başlıklı kampanyasına imzalarınızla destek verebilir, kampanyada gönüllü olarak yer alabilirsiniz.
…
Devlet Bakanı Cemil Çiçek ve Tarım Bakanı Mehdi Eker’in basında yer alan “GDO’lu bitkilerin Türkiye’de yetiştirilmesi” ile ilgili açıklamaları üzerine Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Türkiye’nin Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili geri dönüşü olmayan bir yola girmemesi için hükümet yetkilileri ve kamuoyunun dikkatini yedi önemli noktaya çekiyor.
Buğday Derneği, her ne kadar bu konuyla birlikte yeniden gündeme gelen, Tarım ve Gıda Bakanlığı’nın kurulması ve yeniden yapılanmasını destekliyorsa da, Hükümet yetkilileri ve kamuoyunun dikkatini aşağıdaki noktalara çekmek ve geri dönüşü olmayan bir adım atılmadan önce gerekli tüm sorgulamanın sağduyu ile, tarafsız ve bilimsel olarak yapılması gerektiğini savunuyor:
1- GDO günümüzde dikildiği bölgelerde iddia edildiği gibi sentetik ilaç kullanımını azaltmamış, aksine büyük alanlarda tek tip üretime (monokültür) dayalı, sentetik tarımsal girdi ve teknik uygulama ihtiyacını ortaya çıkartmıştır.
2- GDO ekimi Kanada, ABD, Brezilya gibi ülkelerde çok büyük alanlara sahip geniş toprak ve mali güç sahibi işletmelerde gerçekleştirilmiştir. Türkiye kırsalında, kırsal kalkınmadaki ana hedef kitle olan orta ve küçük ölçekli tarımsal işletmeler için bir çıkış noktası olamaz.
3- Kırsal kalkınma ihtiyacına ekolojik üretim, ekolojik tarım turizmi gibi hızla gelişen sektörler sayesinde yanıt bulan küçük ve orta ölçekli tarımsal işletmeler, muhtemel bir GDO ekimi ile bu şanslarını genetik-tozlanma ile bulaşma sonucunda tamamen kaybetme riski ile karşı karşıya kalacaklardır.
4- Günümüzde GDO konusuna karşıt gruplar kesinlikle marjinal-azınlık-çığırtkan guruplar değil, AB ve dünya pazarındaki tüketici kitlelerdir. Bu gün içinde bulunulan kriz ortamında dünya tüketicisinin istemediği bir ürüne yatırım yaparak talebi sürekli artan ekolojik ürün gibi bir değerden vazgeçmek ulusal bir kayıp olacaktır.
5- Bilimsel olarak GDO henüz aklanmış bir teknoloji değildir. AAEM (Amerikan Çevreci Tıp Akademisi) in bilimsel çalışmalarla elde ettiği bulgular sonucunda, GDO içeren gıdaların tamamen yasaklanması önerisi yapması gibi birçok bilimsel GDO karşıtı görüş mevcuttur. Bu görüşlerin karşı savunması yapılmamıştır.
6- Türkiye bu gün GDO yetiştiren ülkelere oranla çok daha zengin bir biyolojik ve tarımsal çeşitliliğe sahiptir. Bu gücünü bilimsel olarak çevre ve insan sağlığına etkisi kanıtlanmamış ve dışa bağımlı bir teknoloji ile riske atması ve geri dönüşü olmayabilecek bir tahribata yol açması rekabet şansını artırıcı değil, tam tersine kaybettirici bir etki yaratacaktır.
7- Dünyada açlığın önüne geçilmesi ve sağlıklı nesillerin yetişmesi ancak sağlıklı ve zengin bir doğa ve onun çok çeşitli kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ile mümkün olabilir. GDO gibi teknolojiler ekonomik bağımlılığı artırarak gıda ve ekonomik dağılımın daha da fazla bozulmasına ve fakirliğin artmasına sebep olmaktadır.
Tüm bu noktalar bilimsel ve gerçek veriler ile desteklenmiş, çok geniş bir bilgi havuzundan süzülmüş bir özettir.
Buğday Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Victor Ananias “Bu konu sağ ve sol çekişmesi, ekonomik gelişmeyi isteyenler ve istemeyenlerin çatışması, bir siyasi görüşün tasarrufu olup olmaması ile ele alınamayacak derecede yaşamsal bir konudur” diyerek konuyla ilgili endişelerini belirtti. Ananias, “Bilim sadece kısa vadeli ekonomik hacim artışı için alet edilirse daha çok DDT’ler üretip yıllarca toplumumuzu, kaynaklarımızı ve geleceğimizi geri dönülmez bir şekilde kaybedebiliriz” dedi.
…
GDO’lu ÜRÜNLERİN ZARARLARI :
1- Toksik Etkiler:
Araştırmalar GDO lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar,viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.
1989 yılında bir Japon firması tyriptophan adlı bir aminoasidi bir bakteriye ürettirerek besin takviyesi olarak ABD de satışa sundu.Ürünü kullananlarda sinir sistemini etkileyen, kas ağrıları ve kandaki bazı hücrelerin sayısında artış ile seyreden eozinofili-miyalji sendromu ortaya çıktı.37 hasta yaşamını yitirirken 5000 kişi de kalıcı hasar meydana geldi.
Bilim adamları genetik manipülasyonun besinlerdeki doğal olarak bulunan toksinlerin seviyesini artıracağı veya yeni toksinler oluşturacağı konusunda ikazlarda bulunmaktadır.
2- Artan Kanser Riski:
1994 ten itibaren büyüme hormonu satılması ve bunların süt veren ineklere enjekte edilmesi bilim adamlarının tüm itirazlarına rağmen FDA tarafından onaylandı. Bu ineklerin sütünden elde edilen besinleri tüketen insanlarda göğüs, prostat ve kolon kanserlerine yakalanma riski oldukça yüksek.Kanada Hükümeti bu hormonun süt veren ineklerde kullanımını 1999’da yasaklamıştır.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fethi Doğan, gelişigüzel şekilde kullanılan ve yediğimiz gıdalarla vücudumuza giren hormonların tehlikeli sonuçlar doğurduğunu açıkladı.Hormonla beslenen hayvanları yiyen kadınlarda erkekleşme ve adet düzensizliklerinin geliştiği, östrojenik hormon kalıntılarının kızları erken ergenliğe ulaştırdığı ve göğüs kanseri riskini arttırdığı, erkeklerde ise iktidarsızlığa sebep olabildiği belirtilmektedir.
Bu hormonların verildiği hayvanlarda da meme enfeksiyonları ,rahim , sindirim sistemi bozuklukları görülüyor.
3- Yiyecek Alerjileri:
Yiyecek allerjisi olan kişiler de semptomlar hafif huzursuzluktan ani ölüme kadar değişkenlik gösterir. Dolayısıyla bu kişiler günlük besin maddelerine eklenen yabancı proteinlerden zarar görebilirler, çünkü söz konusu proteinler insanlar tarafından şimdiye kadar hiç tüketilmemiştir.
1996 yılı mart ayında Nebraska Üniversitesinde Brezilya fıstıklarındaki alerjik bir maddenin soya fasulyesine aktarıldığı saptanmıştır.Soya fasulyesine aktarılan bu gen ,protein içeriğinin artırılması için fıstıktan nakledilmiştir.Fıstığa alerjisi olan kişilerin GDO lu soya fasulyesine de alerjisi olduğu anlaşılmıştır. Bunun erken dönemde anlaşılmasıyla ölümcül olabilecek alerjik reaksiyonlara engel olunmuştur.GDO lu yiyeceklerde alerjik reaksiyon riski her zaman kuvvetle muhtemeldir.ve bunu alerjik potansiyelleri henüz bilinmemektedir.
4- Antibiyotiğe Karşı Dayanıklılık Oluşturması:
GDO ların yapısında antibiyotik direnç geni bulunuyor.GDO lu ürünü tüketen canlının sindirim sistemindeki bakterilerin GDO nun yapısında bulunan bu antibiyotik direnç genini alması mümkün. Bilhassa çiğ olarak tüketilen meyve ve sebzelerdeki genlerin miğde ve bağırsaklarda tutulabilmesi söz konusu .Bunun anlamı basit bir hastalıkta bile herhangi bir antibiyotik artık tesir etmeyecek demektir.
Bu konuda başka bir örnek vermek gerekirse normal buğdayla yani geleneksel yöntemle beslendiğinde bir civciv, canlı erişkin değerine yaklaşık beş-altı ay içerisinde yaklaşıyor. Hormonlarla veya GDO lu yemlerle beslenen civcivler ise , 40-45 günde tavuk haline geliyor. Tavuğun iç organları 45 günlük bir civciv kadar, ama vücut ağırlığı altı aylık bir tavuk kadar. Bu durumda hayvanın bağışıklık sistemi çöktüğü için antibiyotikler ve kimyasal ilaçlarla destekleniyor yemleri. Dolayısıyla insan bunu tükettiğinde antibiyotiğe karşı bağışıklığı tükeniyor.
5- BT nin Etkileri:
Tarımda uzun zamandır böcek öldürücü olarak kullanılan Bt spreyi toprakta parçalanıyor. Ayrıca tüketilen ürün yıkanarak Bt spreyinden arındırılabiliyor. Ancak Bt geni aktarılmış ürünlerde Bt toksininin parçalanması ya da ürünün yıkanarak temizlenmesi söz konusu değil. Bu durumda Bt toksini bütün etkisini ürün tüketilene kadar, hatta belki de tüketildikten sonrada sürdürüyor.Bt geni aktarılmış ürünlerin tüketiminde bireyin maruz kaldığı Bt toksini miktarı Bt spreyindekinin 10-100katı.
Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler Bt toksininin memelilerde aktif olduğunu, sindirim sisteminde parçalanmadığını, bağırsaklarda bağlanabildiğini ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor. (Filipinlerdeki bir Bt mısır ekim alanının yakınında yaşayan köy halkında solunum yolu, sindirim sistemi, cilt reaksiyonları ve ateşle seyreden hastalığın, mısırın polen saçtığı dönemde ortaya çıktığı fark edildi. Bu bireylerin kan örneklerinde Bt toksinine karşı antikorlar saptandı-Travik,2004)
Başka bir örnek olarak ta Hindistan ve Çin’de yapılan araştırmalar Bt gen transfer çalışmalarının pirinçte verimliliği azaltmasına karşılık, parazitlere dayanıklılığı artırdığını, pamuk ve pirinç tarımında kimyasal kullanımını azalttığını; ancak pirincin A vitamini sentezlemesini azalttığından tüketicilerde beri beri (gece körlüğü) vakalarının hızla arttığını göstermiştir.
6- Sosyo- Ekonomik yapıya Etkileri:
Bir nevi GDO teknolojisi hayatı patent altına alma esasına dayanıyor. GDO’lu ürünü laboratuarında geliştiren çok uluslu firma firmalar, bu ürünü eken çiftçiden patent hakkı istiyor. Üstelik bu ürünlerden ertesi yıla tohumluk ayırmak da mümkün değil. Çünkü tohumlar kendini yeniden üretemiyor. Sonuçta bu ürünlerin yapısal özellikleri, bu şirkete bağımlı hâle getiriliyor. Bu şirketler, dünyada 8-10 firma adı altında toplanmış durumda. Böylelikle GDO lu ürünleri eken çiftçiler bu şirketlere bağlı hale geliyor.
Eskişehir’in Çifteler ilçesinde iki köyde patates üretimiyle ilgili yaşanan bir olay çiftçileri çileden çıkardı. Amerikan şirketi Lambweston, 1998-1999 yılları arasında Çifteler’e bağlı Körhasan ve Abbashalimpaşa köylerinde, patates ekmek üzere vatandaşlardan toplam altı bin dönüme yakın tarlayı kiraladı. Tarlalarını yüksek fiyatla kiraya veren köylüler, iki yıl boyunca normal patateslerin iki üç katı büyüklüğünde ürünlerin elde edildiği tarlalarında artık hiçbir üretim yapamadıklarını ancak beş yıl sonra keşfetti. Tarlalarda transgenik tohum ekimi yapılıp yapılmadığı bilinmiyor. Ancak patates dışında hiçbir üründen verim alınamaması, tarlalarda görülen arazi kellikleri, verimin düşmesi, gözle görülür fizyolojik değişiklikler, bölgede test ekimi yapılmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Çünkü, yüklü paralar karşılığında iki yıl süreyle patates eken Amerikalılar, daha sonra bilinmeyen bir sebepten dolayı köylerden ayrıldı. ABD şirketinin terk ettiği tarlalarını yeniden ekip biçmek isteyen çiftçiler şimdi verim alamıyor.
7- GDO nun Zararlarına Çeşitli Örnekler:
Birkaç yıl önce İngiltere`de yaptığı laboratuar çalışmalarıyla, genetik değişikliğe uğramış patateslerle beslediği farelerin beyinlerinde küçülme olduğunu ve bağışıklık sisteminin zayıfladığını tespit eden Macar asıllı bilim adamı Arpad Pusztai kısa bir süre sonra bazı çok uluslu şirketlerin baskısıyla işten çıkarılmış,ancak işinden uzaklaştırılmasıyla yarıda kalan çalışmaları yeniden deneyerek devam ettiren 20 bilim adamı söz konusu çalışma sonuçlarını haklı bulmuşlar ve aynı yönde bilimsel ilanlarda bulunmuşlardır.
Başka bir örnek, Hindistan ve Çin’de yapılan araştırmalar Bt gen transfer çalışmalarının pirinçte verimliliği azaltmasına karşılık, parazitlere dayanıklılığı artırdığını, pamuk ve pirinç tarımında kimyasal kullanımını azalttığını; ancak pirincin A vitamini sentezlemesini azalttığından tüketicilerde beri beri (gece körlüğü) vakalarının hızla arttığını göstermiştir.
Gen aktarımıyla elde edilen transgenik ürünlere ait çiçek tozlarının, ekildikleri araziye komşu bitkilere de bu geni transfer etmektedir.Bununla birlikte bu dayanıklılık genlerinin, kurtulmak için türlü masraflara yol açan yabancı otlara geçmesi ve onların dayanıklılıklarını artırması da söz konusu olabilir.. Mücadele ilaçlarından büyük tasarruf sağladığı ileri sürülen (1999`da dünya çapında 700 milyon dolarlık bir avantaj sağlandığı iddia ediliyor) transgenik ürünler, bu yolla tam tersine canavarlaşan otlar meydana getirebilir. Bir süre önce, saldırgan Afrika arılarının, Güney Amerika`daki yumuşak huylu arılarla melezlenmesine göz yuman bazı araştırmacıların, kıta çapında dert olan bir katil arı ırkının ortaya çıkmasına sebep oluşu gibi, transgenik ürünlerin bünyesinde yer alan aktarmalı genlerin de istenmeyen gelişmelere yol açması tehlikesi söz konusu.
Yine GDO lu gıdalarla ilgili olarak Mısır şurubu’nun zararları örnek gösterilebilir.Mısır Şurubu’ndan üretilen gıdaları tüketenler, pancar şurubundan yapılan gıdaları tüketenlere göre diyabet (şeker) hastalığına yakalanma riski taşıyor. SÜ Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Türk, sağlığa zararı tıp çevreleri tarafından kabul edilen mısır şurubunun birçok üründe kullanıldığını söyledi.Türk, mısır şurubunun özellikle kola, pasta, bisküvi ve çikolata üretiminde yoğun olarak kullanıldığını vurgulayarak, “Kola ve diğer mısır şurubu kullanılarak tüketime sunulan gıdaları tüketen insanların diabete yakalanma riski daha fazladır” dedi. Gıda katkı maddelerine sınırlandırma getirilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Türk, bu konuda ulusal prensip oluşturulup, hem inanç hem sağlık açısından gıdalarda orjin bulunması gerektiğini dile getirdi.Genetiği değiştirilmiş ürünlere karşı vatandaşları uyaran Prof. Dr. Türk, “Bu ürünler insan sağlığını ciddi anlamda tehdit edebilir. Başta ABD olmak üzere birçok batı ülkesine cebinizde bir tohum tanesi sokmak bile suç. Bizim ise bu konuda hiçbir hassasiyetimiz yok Ülkede gıda güvenliğinin yeterince olmaması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor” diye konuştu.
Yine hormonlu gıdalarla ilgili olarak Antalyalı üreticilerin “Hormonlu gıdayı çocuklarıma yedirmem, ama büyük kentlere yolluyoruz” sözleri çok çarpıcı bir itiraf olarak tarihe geçti.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
1- Görüldüğü üzere GDO lu ürünler doğrudan toplum sağlığını tehdit etmekte ne tür sonuçlar meydana getireceği bilinmeden bu ürünler halka sunulmakta ve insanlar kobay olarak kullanılmaktadır. Toplum sağlığını doğrudan ilgilendiren bu konuda en büyük sorumluluk Meclisindir.Her ne kadar bu ürünlerin üretimi ve ithali yasak olsa da ithalat beyana dayalı olduğundan kontrol ve denetimi yapılmadığından GDO lu ürünler ülkemize girmektedir.Bu yüzden bu konudaki yasal boşlukların giderilmesi ve denetiminin ciddi bir şekilde yapılmasının sağlanması yöneticilere düşen büyük bir sorumluluktur.AB ülkelerinde bu konuda çok hassas davranılırken denetimler çok sıkı bir şekilde yapılırken ülkemizde aynı hassasiyetin gösterilmesi kabul edilemez.
2- GDO analizi ve biyo teknoloji ve biyo güvenlik risk değerlendirmesi araştırmaları için gerekli labaratuar alt yapı çalışmaları tamamlanmalı, yetişmiş eleman ve alt yapı girişimleri sağlanmalı , konuyla ilgili ulusal politikalar geliştirilmeli ve kararlılıkla izlenmelidir.
3- Tüketiciler almış oldukları ürünlerin GDO lu olup olmadığını bilmemekte insanlardan habersiz olarak bu ürünler insanlara sunulmaktadır.Hangi ürünlerin GDO lu olduğuna ilişkin etiket uygulaması yoktur.
4- GDO lu tarım ve yem ürünleri Türkiyedeki fiyatların çok altındadır.Bu fiyatlar ekonomik açıdan çok cazip gözükmektedir.Bu aldatmacaya karşı il ve ilçe tarım örgütleri vb. kuruluşlar gerekli bilgilendirmeyi mutlaka yapmalıdır.
5- Halkımız ve çiftçilerimizde bu konuda bilinçli olmalı örneğin en çok tüketilen gıdalar veya şüphe duyulan tohum ve yemlerin (Çiftçiler Arasında) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri kanalıyla GDO lu olup olmadığını sorabilirler.
ABD öncülüğünde yürütülen GDO iyiden iyiye tehlikeli bir silaha dönüşüyor. Batının bilim adına yürütüğü bu tehlikeli oyun insanlığı bir bilinmeze doğru sürüklüyor… Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bir tehlikeye karşı toplum ve ülke, dünyanın 3. büyük tohum deposunu kurduk masalıyla korunamaz!
Kaynak
http://www.ağaçlar.net
http://www.karsid.org.tr
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
www.stratejikboyut.com Ahmet MUTLU




Yorumlar
Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!